Eğitim Sitesi

Dosya Yükle

Tahra

Tahra

TAHRA

O sene öğretmenimiz:

-Çocuklar bu kış sınıflardaki sobalarda yakmak için her öğrenci okula bir eşek yükü odun getirecek, dedi.

Daha önce böyle bir şey hiç olmamıştı. Hiçbir öğretmen her öğrenci için bir eşek yükü odun istememişti. Herkes her sabah eline bir odun alır, okula öğle giderdi. Odunlar bayrak direğinin arkasına bırakılır, orada hatırı sayılır bir odun yığını oluşurdu. Gün boyunca o odunlar sobalara yeter artardı.

Ben üçüncü sınıftaydım. Bir üst sınıfta da ağabeyim vardı. Yani bizim ailenin borcu iki eşek yükü odun oluyordu! Bunu babamıza söylemek bile kolay değildi.

Bizim evde hiçbir zaman çok odun olmazdı. O yıllarda ormancıdan çok korkulurdu. Özellikle babam, odun getirirken ormancıya yakalanıp traktörü kaptırmaktan çok korkar, belki de bu yüzden bizim evde asla yığın yığın odun olmazdı.

Sonraki yıllarda biraz daha büyüdüğümüzde abimle beraber, birimiz balta veya bıçkıyı, birimizde tahrayı alıp dağa zeytin odunu kesmeye giderdik. Bacak kalınlığında, taşıyabileceğimiz kadar odun kestikten sonra yaş odunları omzumuza alır, eve dönerdik. Hatta bizi o şekilde görenler “Siz hep taze odun mu yakarsınız?” der, alay da ederlerdi.

İşte bu yüzden babamıza “Bize iki eşek yükü odun lazım, okuldan istiyorlar” demek pek öyle kolay değildi.

Ben bu odun işini kendime dert edinmiş olmalıyım ki: “Bari kendim keseyim. Babama sadece okula getirmesi kalsın” diye düşündüm.

Mevsim kış ve Çukuryurt’ta zeytin topluyoruz. Ben fırsat buldukça tahrayı alıp sakızlık dediğimiz, kesmesi kolay olan bir ağaç türünden okul için odun yapıyorum. Sabahçıyım. Öğlen okuldan çıkınca hemen zeytinliğe koşuyorum. Yol yaklaşık yarım saat sürüyor. Akşama kadar zeytin toplamada annemlere yardım ediyorum.

Bir gün yine eve gitme zamanının gelmesine bir saat kala odun kesmeye gittim. Artık odunum bir eşek yüküne yakın olmuştu. Babama, “Ben okul odunumu kestim, artık okula götürebiliriz” diyebilirdim.

Akşam olunca eve döndük. Babam akşam için odun kesmek istemiş olmalı ki tahrayı aradı. Tahra zeytinlikte kalmıştı. Getirmeyi unutmuştum. Tabi ki babamdan iyi bir azar işittim.

Ben babaların görevi olması gereken odun kesme işini onu sıkıntıya sokmadan kendim hallettiğim için belki de takdir beklerken, tahra zeytinlikte unutuldu diye azarı işitince kendimi çok kötü hissettim. Tahra yoksa baltayla da odun çok rahat kesilebilirdi. Hem tahra kaybolmamıştı ki, yarın yine gidecektik zeytinliğe.

Babamın azarı çok canımı yakmış olmalı ki güneşin batmasına bir saat gibi bir zamanın kaldığı vakitte zeytinliğe kadar gidip o lanet tahrayı getirmeye ve babamın önüne atmaya karar verdim. Ama korkuyorum da. Gideceğim yerle ilgili cinli, şeytanlı bir sürü hikaye dinlemişim. Gündüz vakti bile tek başıma gitmeye korktuğum bir yola akşamın bu dar vaktinde nasıl gidecektim?

 

Aklıma köpeğimiz geldi. O bana yoldaş olabilirdi. Babama hissettirmeden zeytinliğin yolunu tuttum. Aşmam gereken iki tepe, iki vadi ve orman içinde dar yollar vardı. Bir de yılanlardan ve domuzlardan çok korkuyorum. O yüzden karanlığa kalmamam gerekiyordu. Koşa koşa gidiyordum. Soluk soluğa dere tepe aşıyordum.

O zeytinliğe belki binlerce kere gitmişimdir ama en hızlı gidip gelme rekorumu o gün kırmış olmalıyım.

Babam ezan için camiye gitmeden ben zeytinliğe gittim geldim. Babam bahçedeydi. Tahrayı babamın önüne attım.

-“Al. Tahrayı getirdim.”

Benim sesim titremiş, babam da şaşırmış olmalı:

-“Çukuryurt’a mı gittin sen?”

-“Sen tahrayı istemedin mi?”

Daha sekiz yaşındaydım ve bu babama ilk ciddi tavır koymamdı. O davranışımla bu gün bile hala gurur duyarım.

Kıssadan hisse mi? Çocukları hafife almayın!

 

 

 

Ekleyen : ALİ TUTKUN     Okunma : 1025 kez

tags Tahra ALİ TUTKUN

 

Benzer Öyküler/Hikayeler:

nextİçerik Hakkında Yorum Yazın...

Yazan:    

Henüz Yorum Yazılmamış.
İlk Yorumu Siz Yazabilirsiniz

Öyküler - Hikayeler: Tahra