Eğitim Sitesi

Dosya Yükle

Sevgiliye Mesaj (Gökmencan Çakar):

Sevgiliye Mesaj (Gökmencan Çakar)

Sığınacağın bir limanın olması insana güç verir renk verir makam mevki verir ve her şeyden önemlisi yaşama sevinci verir. Her insan bebekken masumdur ya hani kalpleri çok hızlı atar hatta gözlerin açılması bir bebeğin 3 gün sürer yada daha doğrusu göz rengini belli olması için 3gunluk süre beklenir her bebeğin doğarken gözleri eladır sonradan renk değişir işte bu olayı neden anlattım bilmiyorum ama bebeklerin ilk göz renkleri gibi tek ve ilksin.

sevgi aşk

Dünya insanların yaşadığı yerdir tabi kâinattaki tüm canlılarla beraber bazı canlılar tek yaşar kalpleri tek ve yoksundur bazı şeylerden bazıları da vardır ki iki kişilik yaşar ilk sevdası vardır sonra üç kişilik yaşar sevda melekleri vardır küçük masum elleri ama koca yürekli evlatçıkları kimi çok sever evlatlarını kimi tanımazlıktan gelir kimi bir hiç uğruna satar bebeğini kimi bir ceminin avlusuna bırakır canına can olanı ya ne diyor vallahi bilmiyorum bu gün sanırsam romantiklikten cook duygusallık var içimde neyse boş ver nerde kaldık

Ha şu çocuk meselesi

Biz için diyorum küçük bedenlerimize koca yüreklerimize tombul parmaklara iyi bir gelecek sunmalıyız

Ya işte öyle bir duygusun ki içimde ne yazacağımı ne kadar dile getireceğini bilmiyorum mesajlar.info

Bu duygu nasıl diyeyim hani doruk noktaları olur zirveleri işte benim içimde sana hissettiğim duygu bunu sonsuz kat ötesi kadar büyük. Evet, belki göremedim canlı senin

Belki elini tutup yüreğimi ısıtamadım ama hani gözlerin kapatırsın ya da yalnız bir köşede aklında hiç çıkmayan her seferinde bir tık öteye gidebilen vazgeçilmezlik ağı sonsuzluk ve daimi mutlulukla şifrelenmiş o vahim duysun içimde devleşen ülkeler kuran dünya ya baş kaldıran isyan eden

Ben devrimciyim çünkü karşılıksız sevgiyle bağlıyım 3-5 insana bunlar hayatımı şekillendiren her defasında birazcık daha sevdiğim herkesi onlar için tek kalemde silebileceğim uğruna zindanlarda çürümekte kaçmaya. İşkencelerde ve ölümde korkmaya cesaretimi var edensin

Güneş kızılcık şerbeti gibidir kimine acı tat bırakır kimine tatlı tat bırakır aynı hayat gibi acımasız ve yakar insanı

Neden bu güneş kızdığında seni andırıyor bana neden biliyor musun bazı kelimeler vardı kim olduğunu umursamadan o kelimeni büyüsü insanı etkiler kimi kelimeler vardır hoşçakal gibi insan her harfi ile bertaraf eden

Sen kıymet verdiğim sevda ateşine düştüğüm bir kulum sadece her gün ölüm tattırma bana hoşçakal beni yaşarken öldürüyor senden ricam şu hoşçakalı sözcüğümüzden çıkaralım hatta hiç hatırlamamak için tarihin o puslu ve karmaşıklığına atalım biz hoşçakal lafını bizim evimize gelen misafir uğurlamak için kullanacağız lütfen dikkatli olmalıyız herkes inat dimdik ayakta olduğumuzu ve herkesten korkmadığımız tek yaratanın gazabından korktuğumuzu, biz bu dünyada sadece yaşamayacağımızı cennette el ele yaşamak için sevdiğimizi herkese göstereceğiz bu yazılanlar sevocada dilimize girmiş ve kullanılmıştır

[14/01 04:06] ~•~ Gökmencan Çakar ~•~: Simdi romantik öküz zamanı

[14/01 04:11] ~•~ Gökmencan Çakar ~•~: Yerin seni çektiği kadar ağırsın,

Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın,

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…

 

Sevdiklerin kadar iyisin,

Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün,

Karşındakinin gördüğüdür rengin..

 

Yaşadıklarını kâr sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun.

 

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.

 

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

 

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.

Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

 

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

 

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak,

Bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun,

 

Çiçek sulandığı kadar güzeldir,

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,

Bebek ağladığı kadar bebektir.

Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,

Bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin…

 

Der can yucel

[14/01 04:15] ~•~ Gökmencan Çakar ~•~: Bunun üzerine Almitra, ‘Bize sevgiden bahset…’ dedi.

 

Ve o başını kaldırdı, insanlara baktı.

Üzerlerine sinen derin dinginliği duyumsadı.

 

Ve yüksek bir sesle konuşmaya basladı:

 

‘Sevgi çizi çağırınca, onu takip edin,

Yolları sarp ve dik olsa da…

 

Ve kanatları açıldığında, bırakın kendinizi,

Telekleri arasında saklı kılıç, sizi yaralasa da…

 

Ve sizinle konuştuğunda, ona inanın,

Kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi,

Sesi tüm hayallerinizi darmadağın etse de…

 

Çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi, çarmıha da gerer.

Sizi büyüttüğü ölçüde, budayabilir de…

 

En yükseklere uzanıp, Güneş’le

titresen en hassas dallarınızı okşasa da,

Köklerinize de inecek, ve onları sarsacaktır,

Toprağa tutunmaya çalıştıklarında…

 

Mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker;

Çıplak bırakana kadar döver, harmanlar;

Kabuklarınızı, çöplerinizi ayıklar, eler…

Bembeyaz olana kadar öğütür sizi;

Esnekleşene kadar yoğurur;

Ve Tanrı’nın İlahi sofrasına ekmek olasınız diye,

Sizi kendi kutsal ateşine savurur…

Sevgi bütün bunları,

Kalbinizin sırlarını bulasınız diye yapar,

Ve bu biliş, Hayat’ın kalbinin bir cüzünü yaratır…

 

Ancak korkunun kıskacında,

Salt sevginin huzurunu ve hazzını ararsanız,

O zaman örtün çıplaklığınızı,

Ve sevginin harman yerine adim atin…

 

Adim atin, kahkahaların tümünün olmadığı,

Sadece gülebileceğiniz mevsimsiz dünyaya,

Ve ağlayın, ama tüm gözyaşlarınızla değil…

 

Sevgi hiçbir şey sunmaz, sadece kendisini,

Hiçbir şey kabul etmez, kendinde olandan gayri…

 

Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de;

Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle…

 

Sevdiğinizde, ‘Tanrı benim kalbimde, ‘ yerine,

Söyle deyin, ‘Ben kalbindeyim Tanrı’nın…’

 

Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,

Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer,

sizi değer bulduğunda…

Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka…

 

Fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa,

Bırakın bunlar sizin de arzularınız olsun…

 

Erimek ve akmak, geceye şarkılar sunan bir dere misali,

Şefkatin fazlasının verdiği acıyı bilip,

Kendi sevgi anlayışınla yaralanmak,

Ve kanamak, yine de istekle ve coşkuyla…

 

Şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak,

Ve bir sevgi gününe daha, teşekkürle uzanmak…

 

Sessizce çekilmek öğle vakti, sevginin vecdini duymak,

Akşamın çöküşüyle de, eve huzurla dönmek…

 

Ve uyumak, kalbinde sevgiliye bir dua,

Ve dudaklarında bir şükür

 şarkısıyla…

[14/01 04:20] ~•~ Gökmencan Çakar ~•~: Sorma bana ne kadar seviyorsun diye! O kadar işte! Tavanı kadar sokağın, ve dibi kadar cehennemin.

Fizikte bir teoriye göre bazı sesler kalp atışınızın hızlanmasına neden olabilir. Benim için bu ses senin sesin.

Telaşımı hoş gör, ıslandığım ilk yağmursun…

Sen benim yıldız kayarken tuttuğum dileğim değil, Ezan okurken ettiğim DUAMSIN..

Bakma Güzel Yazdığıma,

Marifet Kalemde Değil, Gülüşünde..!

[14/01 04:21] ~•~ Gökmencan Çakar ~•~: Yemyeşil bir deniz senin gözlerin ne bir sandal, ne bir ada, ne bir sahil var boğuluyorum.

[14/01 04:29] ~•~ Gökmencan Çakar ~•~: Öyle utangaç tebessümle durma karşımda. Ellerini de görebileceğim yere koy. Yanlış anlama bu bir tutuklama değil. Gözlerime mühürlüyorum seni sadece o kadar… Dediğim gibi çok da gülme. Çünkü öpesim geliyor gülüşünden. Ne yumuşaktır kim bilir tenin. Ve ellerin… Ellerinde bin bir renk var biliyorum. Ellerini öpüşüm bundan. Hani bir bebeğin avuç içlerini öper gibi. Kokusunu içine çekerek öpmek gibisi yok. Böyle şeylerin verdiği huzur anlatılamaz. Sımsıkı da sarılamam sana. Kırılırsın, incinirsin. Ve sana her bakışım ürkektir. Sen konuşurken bana bakma, öyle daha rahat incelerim yüzündeki gül bahçesini. Ellerini diyorum ellerini! Görebileceğim bir yere koy. Dokunmak şart değil, görsem yeter. Böyle dediğime de bakma. Sen ne anlatsan aklım ellerini öpmekte olur. Ben böyleyim işte. Aldım mı huzurun tadını aklım fikrim sende olur. Senin ellerinde…

Seni sevmek,

uçsuz bucaksız deniz gibi.

Seni sevmek,

pembe bir rüya gibi.

Seni sevmek,

Denizin üstünde yürümek gibi.

Seni sevmek,

denize vuran yakamoz gibi.

Seni sevmek,

sonu olmayan bir yol gibi.

Seni sevmek,

tatlı sükuta teslim olmak gibi.

Seni sevmek,

güneşin doğuşu gibi.

Seni sevmek,

kalabalığa inat her yüzde seni görmek gibi

Seni sevmek,

çocukluk neşesi gibi.

Seni sevmek,

sabah ezanı gibi.

Seni sevmek,

bahar gibi.

Seni sevmek,

ölene dek beklemeyi kabul etmek gibi.

Seni sevmek,

simit-ayran gibi.

Seni sevmek,

güzel şey...

Saçların topuz, başın göğsüme değdiğinde parmaklarım saçlarına dokunmakla ödüllendirilir. Seninle üçlü koltukta sarılıp iki battaniye ile bir olunur. Filmler tekrar kez izlenilir. Ezberlenen replikler sen varken unutulur. Mutfakta demlik yakılır, belki yemek alabilir yerini. Her gün aynı çeşit yemeklerle doyulur. Sen dokundun diye yoğurdun tadı başka, ekmeğin tadı başka oluverir. Sonra sen gülümsedin diye uğruna bir ömür serilir. Emekli maaşı almaya birlikte gidilir, birlikte sıra beklenir. Oturacak yer olmasa bile, iki genç dürtüklenir, dinlenmen için yer hazırlanır. Maaş'a küfür edilerek birlikte eve geri dönülür. Anahtar hangisi? karıştırılır. Yeşil saplısı dış kapının, mavi saplısı iç kapının. Tüm bunlar sen varsın diye olup bitiverir. Tüm renkler sen bakıyorsun diye maviye dönüşür. Ben bakınca siyaha. Ama ben sana bakınca cennet görülür. Cennet rengârenktir, siyah bir renk değildir. Gülüşüne gökkuşağı denilir, gök; sen'sindir.

Ben aşk’ın ilk heyecanını sevginin kalıcılığını güvenin değerini kalp ritimlerinin önemini sahiplenmenin güzelliğini ellerinin içindeki ellerimin terlemesini karşılıklı çay içmenin sanki dünyanın en güzel yerinde en güzel anı yaşıyormuş gibi hissettirmesini bir isimin yüzümde oluşturduğu gülümse gitsin diye gökyüzüne baktığımda daha fazla gülmeme neden olmasını basite indirgenen küçük masum duyguların bütün bedenimi ruhumu etkilediğini seninle öğrendim.. Sadece seninle. Yağmuru sadece seviyordum taa ki saçlarından damlayan o yağmur damlalarını gördüğümde elimi tutuyor olduğun ana kadar. O an dan sonra yağmura da hayran kaldım. Nasıl da güzel ıslatıyor dedim içimden sonra da ne saçma düşünüyo bu çocuk deyip gülme diye sadece güldüm. her güldüğümde seninle ilgili kafamda kurar sen se her seferinde ‘Ne oldu?’ diye sorardın .

Hiç dediğimde kızmakla gülmek arası bi ifadeye bürünürdü yüzün.

Susuyorsun derdin sürekli konuşmuyorsun. Oysaki ben konuşmayı seven biriyim, senin yanında geçersiz bi özellik oluyor bu. Çünkü oturup seni izlemek daha cazip geliyor. Sanki bütün gün hayatın yoruculuğu detayları her yandan gelen sesler susmayan insanlar herşey senin yanındayken bitiyor herkes susuyor sanki akşam olmuş çok yorulmuşumda uzanmışım yatağa tavan apaçık gökyüzü onu izliyorum . Yüzünün her bir kıvrımını mimiklerini konuşurken gözlerini kaçırmanı gülünce yere bakıp kafanı kaldırdığında gülmemeye çabalamanı hepsini izleyip kafamda bin bir türlü eleştiriyorum benzetmeler yapıyorum,sonra akşam olup kafamı yastığa koyduğumda başucumdaki perdeyi açıp gökyüzündeki yıldızlara bakıyorum o gün bana nasıl baktıysan beliriyorsun işte orada . İnanmıyor kimse bana ama ben hergün böyle uyuyakalıyorum.

Çok kızarsın bana sinirlenirsin bağırırsın çağırırsın belki. Bu durumuda da insan en çok sevdiğine kızar diyerek açıklığa kavuşturalım. Çünkü ne kadar kızgın olursan ol göz göze geldiğimizde gözlerini kaçırdığın gibi kaçıramıyorsun gülüşünü. Çünkü ben bunu sevdim. Ben senden önce sevmediğim ne varsa senden sonra hepsini sevdim.

Ben senin kötü huylarını bile sevdim.

Umursamazlığını sevdim kızmanı sevdim ayrılışlarını bile sevdim..

Sana kızdım yazdım yüzümü güldürdün yazdım bazen ağlayarak kalem ellerimde titrerken bazen gülmekten kelimeleri birbirine karıştırarak.

Bana yaşattığın her duyguyu sevdim.

Yokluğundan daha güzel hepsi çünkü. Ben sana yazamadıklarımı hep böyle oturdum sayfalara yazdım.

Eğer birgün çekip gidersem kalbim sana emanet. İlk aşkım ilk heyecanım ilk kıyamadığım.

[14/01 04:35] ~•~ Gökmencan Çakar ~•~: Zengin şiirlerim yoktur benim,

yazamam sana altın uçlu kalemle.

Fakirdir şiirlerim, bir cebi delik.

Üstü başı yırtıktır sözlerimin.

Ama temizdir dizelerim,

ama sıcaktır sana yüreğim.

Ve bu hayatı seviyorum senle,

sakın hiç bir yere gitme..

 

 

Sana gelince..

Sen, tek bir cümleye sığdırılamayacak kadar büyük duygularımın sahibi,

bir cümleyle ifade edilemeyecek kadar  kadar özel birisin.

Sen insanın kendinden bile önce sevebileceği biri. Sen iyiki varsın...

Bir gülüşün yetecek inan,

şu üzgün hallerim yok mu gülüşün geldikçe aklıma geçecek gibi.

Ellerim ile saklayamadığım zamanlar dert olur o gülüşünü başkası görüyor diye. Bana olmayan o gülüşün çökertecek içimi.

Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor. Şu ellerim ellerinde güzel bırak öyle kalsınlar. Kaç kere yazdım seni kim bilir kaç satır harcadım şu gülüşüne..

 

 

 

Uykuya niyetlenip kafamı yastığa koyduğumda, sen geliyorsun zihnimin tam ortasına. Sana bakıyorum, sen de bana. Pencereden de öyle bir ışık vurur ki odama, hiç sorma. Sonra, sonra uyumaya çalışırken sen hep gözlerimden öptün, kapayamadım da… Senin varlığın gözlerimden oluk oluk akıyor, mutluluktan olsa gerek. Lâkin sen sakın ağlama! Sen ağlarsan damlası benim yanağımdan yüreğime düşer. Gülüşlerin var orda onları ıslatma. Onlar benim, onların ıslanmasına izin vermem! Kimse ıslatamaz, sen bile. Onlar benim, onlar biz, onlar dua, onlar aşk, onlar şükür. Onlar gözyaşlarımdan olma mutluluk.

 

 

 

Sesini duymak istiyor bu yüreğim, gecenin kor bir vaktinde. Sanki yüreğim aç, sanki yüreğim susuz, sanki yüreğim elden ayaktan düşmüş ihtiyar. Gülüşlerin koltuk değneklerim. Ve bir sesin değneklerimi atıp, gökyüzüne doğru tavşan gibi, tazı gibi koşturabilir beni. Kanat takmış bir melek gibi duruyorsun maviliklerimde. Al beni bu kara gecelerden, yüreğinin kıyısında bir yer ver. Ört üstümü göz kapaklarınla. Ve kirpiklerinle okşa başımı..

 

 

 

Ben her an sana bakmak, bir sözünü kaçırmamak; bir kıpırdanışını, yüzünün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum. Her mevsimde, her gittiğimiz yerde, insanlarla ve insanlarsız, aşkın değişen yansımalarını görmek istiyorum..

 

 

 

Daha oncelerden tanimak ister ya insan bazen. Keske der sonra nasip der gecer. Ben senin dogdugun gunu hatirlamak isterdim. Hatta dogdugunda kiskanmak isterdim seni. Yan komsun olmak isterdim. Sen dunyaya geldiginde seni gormeye goturmeliydi annem beni. Aglayisini, bebek bebek bakisini, guldugunu gormek isterdim. Ilk yasina bastiginda yurumeye calistigini, yururken koltugun kenarina tutundugunu gormek isterdim.  Birkac adimdan sonra yere dusup, kah aglamani kah boncuk boncuk gulmeni gormek isterdim. Ilk konusmaya basladiginda soyleyecegin bir kac kelimenin icinde adimin da gecmesini isterdim. Duymak isterdim o bebek dilinle adimi. Seni kiskanip oyuncaklarini saklamak isterdim. Aglayinca kiyamayip geri getirmek ve senin o bakisini gormek isterdim. Akan goz yaslarinla, mutlulugunu bebek halinde gormek isterdim. Okula basladigin gunu gormek isterdim. Beraber siniflarimiza girip Teneffusler de yanina gelmek isterdim  Simitimi, ayranimi bolusmek isterdim. Ders aralarinda izin alip lavobaya gidiyorum diye seni gormek isterdim. Okul bittiginde seni bekleyip beraber eve donmek isterdim. Bazen okuldan kacip, sahile inmek ve  eve donerken camurlu sokaklardan gecip ustumuzu basimizi kirletmeyi isterdim. Eve gittigimiz de annelerimizin bize kizmasini isterdim. Ah bu cocuklar deseydi mesela onlar, annelerimiz ? Ders calismak icin bir araya gelmek isterdim.  Odevlerimizi beraber yapmayi isterdim bir de... Aksamlari sizin bize misafirlige gelmenizi ister ve geldiginizde “bak bak nasil sevindi” demesini isterdim annemin. Ertesi aksam gidelim onlara gidelim diye aglamaya baslamak isterdim dedigim olanaka kadar... Herkes salonda konusurken biz seninle bir kosede resim cizmek isterdim. Annelerimizin bize bak ne guzel anlasiyorlar lafini duymak isterdim.Hafta sonlari bizi lunaparka beraber goturmelerini, goturmediklerin de beraber aglamak isterdim. Kiyameti koparmak isterdim seninle. Salincakta beraber sallanmak, kumda kaleler yapmak isterdim. Buyudugunu gormek isterdim senin ergenligini, bulu cagini gormek, hali hazirda bulunan duzene karsi cikmak isterdim. Isyanci olurduk belki, belki de masum buyurduk sessiz.. Beraber tatil planlari kurardik. Belki yalan soylerdik, bir yerlere gidebilmek icin...  Sonra cocukluk askim diyebilmek isterdim sana.. Buyudukten sonra degismeyen, birbirimizin her seyini bildigi bir bakisimizin ne anlama geldigi ve bir derdimiz varsa gozlerimizden neye uzuldugumuzu biilmemizi isterdim... Ikimizin de hayatimiza birbirimizden baska kimseyi sokmadigimizi, kimseye seni seviyorum kelimesi kullanmamizi isterdim. Sen benim cocukluk askim olmaliydin. Simdi ki sevdigim, yandigim, esim olmaliydin.. Cocuklarimin guzel anasi, evimin gul suyu,evimin bahari olmaliydin. Senin dogdugun gunu hatirlayip olene kadar yanimda olmani isterdim.Seni cocuklugundan sevip, olene kadar sevmek isterdim. Simdi bunlari seninle yasayamadim diye uzulurken, Allahima dua ediyorum senin gibi birini karsima cikardigi icin.Ve simdi insallah sen benim cocuklugum da seninle yapmak istediklerimi, Geri kalan omrumuzde telafisini ederiz diye dua ediyorum Allahima.Gec geldin hayatima, hic gitme.

 

 

 

 

“Senin saçının, kaşının hatta ve hatta kirpiklerinin

her telinde bir başka mucize yatıyor.

Sen kadın, sen hayatıma girdiğinden beri

içimde kuruyup gitmekte olan ağaçlar

şimdi renk renk çiçek açıyor.

Ve sen kadın, sen benim hayatımda olduğun sürece

içimde büyüyen ağaçların dalına kuşlar,

çiçeklerin üzerinede bal arıları konmaya devam edecek.”

 Bak sana diyorum! Bu sokaklar bizim için var. Seninle el ele yürümek için. Seni sinir edip yalandan elimi bırakmaya çalışasın diye. Bütün bitkiler biz nefes alabilelim diye var. Ve “öpüşmek için telefon kulübeleri…” İkimiz sarılırsak “bir” oluruz; buna inan… Bırak biz yaramaz çocuklar olalım seninle. Nasılsa bitecek aldığımız nefes. Ama seninle bitsin her şey; seninle başladığı gibi… Yorulursak uyuruz çimden halılarda. Bir tek ayrılığa gelemem. Sen hep benimle kal. Gündüz güneşim gece mehtabım ol. Benden ol, bizden ol… Velhasılıkelam sen gel hep sol yanımda ol…

 

 

 

Seninle paylaşmak istediğim o kadar çok şey var ki..Hangisiyle başlasam bilmiyorum.Seninle.. evimi, kanepeyi hatta televizyon kumandasını bile paylaşmak daha doğrusu paylaşamayıp kavga etmek istiyorum..Sonra sana kıyamayıp istediğin kanalı izlemek istiyorum..Hoş sen varken televizyon umrumda bile değil.Ben seni, sen televizyonu izlerken bana ‘şu şöyle olsa daha iyi olmaz mıydı’ diye sorsan, ben sana dalmış bulunsam..Cevap vermesem..Sen ‘hey sana diyorum’ diyip bana kızsan ne güzel olurdu.Seninle tişörtlerimi, hırkalarımı, kazaklarımı paylaşmak isterdim..Sana sinirlensem, salonda yatsam..Sen bana kıyamayıp gecenin bi yarısında yanıma gelip kanepenin bir köşesinde kıvrılıp uyusan..Uyandığımda seni görsem, tebessüm etsem, seni öperek uyandırsam, sende bana sarılsan..Ne güzel olurdu değil mi?

 

 

 

 

Biri lazım bana, şöyle bu yalnızlık sana fazla deyip ellerimden tutabilecek biri. Sabahları alarm sesiyle değil, yanına sokulup kahvaltı hazır diyen bir sesle uyanmak istiyorum artık. Çok beklentilerim de yok, kokusu huzur versin yeter.. Ya da ben ağlarken, susmamı söylemek yerine gözyaşlarımı kendi parmaklarıyla silsin. Hayat gerçekten de çok kısa, aylar haftalar kadar, haftalarsa günler kadar çabuk geçmeye başladı. Artık biri olmalı yanımda, gerektiğinde çocuklaşabilecek kadar masum, gerektiğinde bakışlarıyla ne demek istediğini anlatabilecek kadar güçlü olmalı. Çok şey istediğimi sanmıyorum. Güneşin doğuşuna kadar uyuyuşunu sıkılmadan izleyebileceğim birisi uğrasın hayatıma. Bizim diye sahiplendiğimiz şarkıyı her duyduğumuz o an nerede olursak olalım bana sarılıp dudaklarımın kıyısından öpmeli mesela, bazen gerektiğinde bir dost, bazen anne baba olacağının bilincinde olmalı. Umursamaz tavırlarından sakınmalı, sakınmalı ki ona güvenmem konusunda beni şüpheye düşürmemeli. Biri lazım bana, kucağımızdaki bize benzeyen küçük bir meleği izlemeyi benim kadar çok isteyen biri, kıskandıracaksa da o hayalini kurduğumuz meleğiyle kıskandırsın.. Bu onu daha çok sevmemi sağlar. Biri gelsin bana, mutlu olmak istiyorum. O beni mutlu etmek için bir adım atsın ben ona koşmasını bilirim. Bizi lazım bana, hayatın anlamını sorduklarında parmaklarımla onu işaret etmemi sağlayacak kadar güzel gülümsemeli yüzüme..

 

 

 

 

ben senin için değil,

senin içinde ağlamak istedim.

göğsünde.

sende.

elimi seninle yıkamak istedim

yüzümü seninle

benim sularım bulanık

ellerim ihtiyar

bir efsun ki yüzün

yaram bile bahtiyar

 

ben sende iz bırakmak değil,

sende iz olmak istedim.

sende bıçak, sende jilet, sende ameliyat, sende leke

sende dövme, sende dikiş, sende doğum, sende yanık

ben sende geçmemek dersimiz.com

ben sende bir uzuv

ben sende köklü bir inanç

ve bir ağaç

gibi sabit

kalmak istedim.

boğazında yumruk, sesinde çırpınış, kirpiğinde titreyiş

değil

ben sende salıncağa koşan çocuk sevinci

gibi masum

uçurtmanın ipine sarılan çocuk telaşı

gibi sahiplenerek.

gibi uçurum

çiçeği

değil

kahkaha çiçeği,

belki

gibi adı güzel bir sevda türküsüyle

diline dolanmak

düğümlenmek hatta

bin parçamla

ben senden çözülmemek

istedim.

 

ben geldiğin değil,

gittiğin yol olmak istedim senin.

sardığın tütün

içine çektiğin duman

ama üflediğin değil

ciğerine yapışan

gibi inatçı

gibi kanına karışıp

sende kaybolmak.

ben sende bir çocukluk yarası gibi unutulmaz

etten kopmayan

gibi tırnak

ama kesilen ve törpülenen

gibi değil asla.

budandıkça gürleşen ağrıdan uzak

gittikçe bitmeyen yol kadar güzel

ve muğlak

ben seninle aslında sadece

küçük bir kumsalda uyanmak

istedim.

istedim ki manzaram sen, pencerem sen

pervazım sen, çürüyen dirseğim sen

gömüldüğüm toprak sen, sarıldığım kefen

dirildiğim cennet

sen ol.

sen.

 

 

90,100 yıl geriye gidelim seninle.. Nostaljik, siyah beyaz, kendi halinde bir filmde önemsiz bir yan rolün kahramanları olarak bize özgü renklerle yaşayalım. Gidelim bilmediğimiz eskilere, aklımız almasın bir çok şeyi, yaşanılası zamanlarda yaşayalım. Para sözü sadece sayıları düşürsün aklımıza, madde neymiş unutalım. Ampul icat olsun yanı başımızda, ağzımız açık kalsın, şaşıralım. Dünya mı dönüyormuş, hadi canım deyip, bundan mutlu olalım.

 

 

Ne biliyor musun. Bazı şeyleri çok merak ediyorum. Ama favori merakım sensin. En çok seni merak ediyorum. Mesela hasta mısın şu an? Başın ağrıyor mu? Üşüyor musun? Sıkıca sarılabilirim çünkü. Korkuyor musun? Elini tutup bir daha asla bırakmam. Ağlıyor musun? Ömrümün sonuna kadar gözyaşlarını silebilirim. Ağlama. Gülüyor musun? Ben hep gülüşünü izlerim. Yaşamak istiyorum ama ben seni. Güldüğün şeylere beraber gülmek istiyorum. Ağladığın zaman bende ağlamak, korktuğun zaman bende korkmak istiyorum. Heyecanlı olduğun zaman kalbinin atışlarını dinlemek istiyorum. Saatlerce gözlerinin içine bakmak, istediğim zaman öpmek istiyorum. İzin ver. İzin ver seni seveyim. Saçlarınla oynayayım. Kusurlarınla dalga geçeyim ama en çok da ben seveyim onları. Biraz sen öp, biraz ben. Biraz sen sarıl biraz ben. Kapıyı açtığımda kocaman bir ayıcıkla karşıma çıkan sen ol. Başkası değil. Düştüğümde gülüp, sonradan yardım eden de sen ol. Sesim güzel olmadığı halde şarkı söylememi iste, söyleyince de gül ama yine de sen sev. Başkası değil. Çikolatalarımı gizli gizli yiyen de sen ol. Sürekli sana uzun mesajlar atıyorum. Yazı yazmayı seven insanım ben. Çok konuşuyorum kızıyor musun bana? Korksam sarılır mısın, öper misin defalarca boynumdan? Ağlasam siler misin sende benim gibi göz yaşlarımı, ''ben hep buradayım'' der misin

~•~ Gökmencan Çakar ~•~: SENİNLE İKİNCİ HAFTAMIZ KUTLU OLSUN SENİ SEVİYORUM

Şevval❤Gökmencan

Penguen❤Tavşan

Sinyorina❤Sinyor

Mal Müdürü ❤ Mal

Ömürlük Sevgim❤Romantik Öküz

00.00

01.01.2017

Yeni yılının en anlamlı başlangıcıyız

Sonsuzluluk ve mutluluk ile aşkımız can bulur

Huzur ve sevda ile daim olur

addGökmencan Çakar

tag Sevgiliye Mesaj uzun mesaj örneği sevgi sözleri aşk sözleri Gökmencan Çakar