Eğitim Siteleri
30 Nisan 2017 Pazar 12:12

Ahmed Yesevi (1093 - 1166) - Makale

AHMED YESEVİ (1093 - 1166)

Ahmed Yesevi, İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasında önemli bir rol oynamış olan, büyük alim ve sufilerden; Türk illerinin manevi hayatında, asırlar boyu etkili olmuş tasavvuf yıldızlarımızdan biri, hatta ilkidir. “Pir-i Türkistan, Hace-i Türkistan” lakapları ile tanınır.

Karahanlılar ve daha sonra bölgeye hakim olan Selçuklular devrinde yaşamış olan Ahmed Yesevi, bir din alimi ve tarikat kurucusudur; sufi şairdir; fikir ve aksiyon adamıdır. Hakkında kesin bilgiler olmamasına rağmen menkıbeler ve efsanevi söylenceler çoktur; kendisiyle ilgili bilgilerin çoğu da bu menkıbelerden ve efsanevi söylencelerden derlenir;  gerçek hayatından ziyade menkıbeleriyle tanınmıştır.

Ahmed Yesevi, 1093 yılında bugünkü Kazakistan’ın Çimkent’i yakınlarında bulunan, zamanının önemli ticaret ve kültür merkezlerinden Sayram’da doğmuştur; babası, zamanın tanınmış bilginlerinden Şeyh İbrahim; annesi, soylu ve ilimle meşgul bir ailenin kızı Ayşe hatun’dur. Ahmed Yesevi, küçük yaşlarda iken, anne ve babasını kaybetmiş; öksüz ve yetim olarak büyümüştür.

İlk eğitimini, babası Şeyh İbrahim’den alan Ahmed Yesevi, babasının vefatı üzerine, Türkistanlı büyük alim Arslan Baba’dan ders almaya başlamıştır. Sonraları, tahminen 27 yaşlarında iken, Buhara’ya giderek, ehl-i sünnet alimlerinden biri olan, Yusuf Hemedani’nin derslerini takip etmeye başlamış ve ondan icazet alıp talebe yetiştirmekle görevlendirilmiştir. Yusuf Hemedani, İmam-ı azam’ın mezhebine bağlı, Bağdat Nizamiye medresesi mezunu Sünni bir alimdir; aynı zamanda Nakşibendi tarikatının silsilesinde yer alan bir şeyhtir. Ahmed Yesevi, hocasının vefatı üzerine, bir süre onun yerine ders vermiştir. 15. yy.da yazılmış olan Reşahad adlı kitap, Ahmed Yesevi’nin, Yusuf Hemedani’nin isteği / vasiyeti üzerine bu vazifeyi devraldığını anlatır. Ahmed Yesevi daha sonra, ders verme işini Yusuf Hemedani’nin bir diğer talebesi / en büyük talebesi, Abdulhalik Goncdüvani’ye devrederek (1160), doğduğu yer olan Yesi’ye geri dönmüş; 1166 yılında burada vefat etmiştir.[1] Abdülhalık Goncdüvani, Nakşibendi silsilesinde yer alan, Nakşibendiliğin 11 ilkesi olarak bilinen temel ilkeleri ortaya koyan kişidir. Ahmed Yesevi, gerek Yusuf Hemedani gerekse Abdülhalık Goncdüvani gibi zamanının Nakşibendi büyükleri ile tanışık ve yakın ilişkiler içinde olmuştur.

Nizamiye medresesinin İmam Gazali tarafından ehl-i sünnete hizmet misyonu ile kurulduğunu göz önüne alırsak Ahmed Yesevi’nin Yusuf Hemedani vasıtası ile dolaylı olarak İmam Gazali’den de etkilendiğini söyleyebiliriz.

Ahmed Yesevi, Yesi’de kurduğu dergahta yetiştirdiği talebelerini, Türklerin yaşadığı farklı bölgelere göndererek, İslamiyet’in oralarda da öğrenilmesine ve yayılmasına vesile olmuştur. Yesevi, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru göçmekte olduklarını görüyor ve Türklerin Anadolu’yu vatan tutacaklarını tahmin ediyordu. Bu düşünce ile yetiştirdiği talebelerin bir kısmını da, Anadolu’ya yönlendirmiştir. Anadolu’nun vatanlaştırılmasında, kendilerine ‘‘alperenler’’ veya ‘‘Horasan erenleri’’ denilen bu Yesevi sufilerinin, önemli rolü olmuştur.

Türk düşünce hayatının, Türkistan ve Anadolu’daki Müslümanlığın şekillenmesinde, Ahmed Yesevi ve talebelerinin yaptığı sufi irşad faaliyetlerinin etkisi küçümsenemez. Ahmed Yesevi, Türk toplum felsefesinin temellerini atan, Türkistan ve Anadolu’ya manevi tohumlar saçan bir rençberdir.

Ahmed Yesevi, din ve ahlak öğreticisidir; etkili bir eğitimci ve ruh terbiyecisidir. İslam’a yeni girmiş veya henüz girmekte olan Türklere İslamiyet’in esaslarını hikmet denilen şiirlerle anlatmaya, sevdirmeye, benimsetmeye gayret etmiş; hayatını, bu amaca adamıştır. O, bu yönü ile bir dava adamıdır. 

Maveraünnehir civarında yaygınlaşan Yesevilik, Türklerin batıya doğru yaptığı göçlerle İran, Azerbaycan ve Anadolu’ya da ulaşmış ve etkili olmuştur. Yeseviliğin Türkler arasında hızla yayılmasının en önemli sebeplerinden biri, Ahmed Yesevi’nin Türk olması ve Türkçe’yi kullanmasıdır.

Ahmet Yesevi, gününü üçe ayırırdı: Günün bir bölümünde ibadet ve zikirle meşgul olurdu. İkinci kısmında, talebelerine ilim öğretir; üçüncü bölümde ise alın teri ile geçimini sağlamak üzere çalışırdı. Onun dergahı, fakir ve düşkünler için bir sığınma evi idi.

Ahmet Yesevi, sünnete bağlı, Kur’an aşığı, takva ve nefse hakimiyeti tam olan, gönlü ehl-i beyt ve sahabe sevgisi ile dolu bir veli / Allah dostu idi. Talebelerinin ilim tahsili ve terbiyesinden arta kalan zamanlarda, kaşık ve kepçe türü tahta eşyalar yaparak satar ve geçimini bu işle temin ederdi.[2]

 Ahmed Yesevi’ye beslenen sevgi ve ilgi o kadar büyüktür ki; vefatından 200 yıl sonra bu ilgi ve sevgi, Sultan Timur’un dikkatini çekmiş ve Timur’un emri ile mezarı üzerine bir türbe yapılmıştır. Timur’un, Ahmed Yesevi’yi rüyasında gördüğü ve Yesevi’nin o rüyada Timur’a fetih müjdesi verdiği söylenir; fethin gerçekleşmesi üzerine de bir minnet borcu olarak Timur’un, Yesevi’nin mezarı üzerine türbe yaptırdığı anlatılır. Yesevi türbesi, yüzyıllar boyunca Türk halkı tarafından bir ziyaret yeri olarak görülmüş ve en fazla ziyaret edilen yerlerden biri olmuştur.

 

- Yesevi – Hacı Bektaş – Yunus Emre ilişkisi:

Ahmed Yesevi’nin Anadolu’daki en önemli temsilcilerinden biri Hacı Bektaş Veli, diğeri Yunus Emre’dir; bu isimlere üçüncü bir kişi olarak Ahi Evran’ı da ekleyebiliriz. Osmanlı’nın son dönem araştırmacı ve alimlerinden biri olan Hüseyin Vassaf, Sefine-i Evliya adlı kitabında (Osmanlıca’dan çeviren Mehmet Akkuş ve Ali Yılmaz, Seha Neşriyat, İstanbul, 1990) Hacı Bektaş’ın, Ahmed Yesevi’nin halefi olduğunu yazmıştır. Bunun haricinde Gelibolulu Mustafa Ali’nin Künh-ul Ahbar adlı eseri ile Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinde de Hacı Bektaş’ın, Yesevi müridlerinden olduğu, Ahmed Yesevi’nin öğretilerine bağlı olduğu anlatılmaktadır. Ahmed Yesevi’nin Fakrname adlı eseri ile Hacı Bektaş’ın Makalat adlı eseri, içindeki düşünceler ve tertip bakımından büyük benzerlikler gösterir. Özellikle Makalat’ta yer alan, Bektaşiliğin esası kabul edilen dört kapı ve kırk makam öğretisinin, Fakrname’de de olduğunu görmekteyiz.[3] Hacı Bektaş, Lokman Perende vasıtası ile Ahmed Yesevi’ye bağlanır; Ahmed Yesevi’nin talebesi olan Lokman Perende, Hacı Bektaş’ın hocalarından biridir.

Ahmed Yesevi ile Yunus Emre arasında da bir yakınlık ve benzerlik vardır; her ikisinin fikirleri, amaçları ve üslupları benzeşmektedir. Yesevi’nin hikmetler sayesinde yapmaya çalıştığını Yunus, ilahileri ile yapmaya çalışmıştır; her ikisi de aynı etkiyi göstermiştir. Ahmed Yesevi’nin Türkistan’daki etkisi ne ise Yunus Emre’nin Anadolu’daki etkisi, aşağı yukarı odur. Yesevi’nin Anadolu’ya doğrudan bir etkisi olmamıştır; onun Anadolu’daki etkisi dolaylıdır, talebeleri yolu iledir. Gerek Yesevi gerekse Yunus, Türkçe’yi kullanmışlar, Türkçe seslenmişlerdir.

 

- Yesevi, heterodoks ve / veya heretik miydi?

Ahmed Yesevi, bazılarının iddia ettikleri gibi heretik (ehl-i sünnet dışı, sapkın) ve / veya heterodoks (Şamanist ögeler içeren) bir İslam inancına sahip değildir. Ahmed Yesevi’nin heretik ve / veya heterodoks olduğu iddiası, birilerinin yakıştırması / düşüncesidir. Benzeri düşünceler Mevlana, Yunus ve Hacı Bektaş Veli için de söylenmektedir ki bu iddialar gerçekçi değildir.

Yesevi müridlerinden Sufi Muhammed Danişmend’in yazmış olduğu Mir’atü’l- Kulub adlı eserde, Ahmed Yesevi’den nakledilen: “Ahir zamanda, bizden sonra öyle şeyhler gelecek ki, şeytan onlardan ders alacak ve şeytanın işini onlar yapacaklar; ehl-i Sünnet vel Cemaati düşman görüp, ehl-i bidat ve dalaleti sevecekler” şeklindeki sözleri ile Divan-ı Hikmet’in bazı nüshalarında yer alan,

“Mürşidlik nida‘vakılur şartın bilmes

Helal haram, sünnet, bid’at farkın bilmes

Bu-Hanîfe mezhebinde hergiz yürmes

Diger bid‘at mezheplerdin yürürler”

şeklindeki ifadeleri, Ahmed Yesevi’nin sünni ve Hanefi olduğunu gösterir.[4] Ayrıca Divan-ı hikmet’te sünnilik dışı, Batıni, heretik sapkın deyişlere rastlanmaz; Divan-ı Hikmet, Kur’an ayetlerinin ve hadislerin tekrarı ve izahı gibidir; Allah ve peygamber sevgisini işler. Divan-ı Hikmet’in varlığı, bu gerçeğin ve iddialarımızın apaçık kanıtıdır.

Ahmed Yesevi’ye dayandırılan, ‘‘Bir vakit namazı, mazeretsiz yere kılmayanın domuzdan farkı yoktur’’ sözü, onun Kur’an ve sünnete ne kadar / sıkıca bağlı olduğunu göstermektedir.[5]

 

- Hz. Peygambere Bağlılığı -

Ahmed Yesevi, Hz. Peygamberin sünneti üzere yaşamayı, hayat tarzı haline getirmiştir. Öyle ki; Hz. Peygamberin vefat yaşı olan 63 yaşına geldiği zaman tekkesinin bahçesine bir çukur kazdırmış, içini kerpiçle ördürüp orada yaşamaya, daha ziyade sohbet, ibadet ve zikirle meşgul olmaya başlamış, vefatına kadar burada kalmıştır. Yesevi’nin bu tutumu, onun Peygamber efendimize (SAV) bağlılığının, ona duyduğu sevginin ve ona benzeme isteğinin kendince bir göstergesidir!

                                                                                                                     Feridun ESER

                                                                                                                     Geyve İmam Hatip Lisesi

                                                      Felsefe Öğretmeni

                                                     feridun.eser@gmail.com

Lise öğrencilerine yönelik aşağıda belirtilen konularda seminer – konferans verilir:

(Sakarya, Kocaeli, Bilecik civarı için)

-Ermeni Meselesi

-Değerler Eğitimi

-Öğrenci Motivasyonu ve Başarı

-Mevlana Felsefesi

-Ahilik Kültürü

-Ahmed Yesevi, Fikirleri, Etkileri

[1]Turan BOZKURT, Türkistan Piri Hoca Ahmed Yesevi, Yılmaz Basım

Yayım ve Dağıtım Tic. Ltd. Şti, İstanbul, 2012, s.22

[2]Yeni Rehber Ansiklopedisi, İhlas Gazetecilik AŞ, Ahmet Yesevi maddesi

[3]Seyfullah KORKMAZ, Ahmed Yesevi ve Hacı Bektaş Veli Aralarındaki Bağlar, Fikirleri, Tesirleri makalesi,  Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü dergisi, sayı 11, Yıl 2001, s.325

[4]http://www.ayu.edu.tr/index.php/news/157-ahmet-yesevi-kimdir, 21/01/2016

[5]BOZKURT, a.g.e.s.48


add Feridun ESER
tag Ahmed Yesevi hayatı eserleri düşünceleri 1093 - 1166 Makale Feridun ESER